Okudum, Dersimi Aldım

Hayattan alacağımız dersler vardır... diye başlayan yazıları bilirisiniz. Bu tür yazılardan en azından bir tane okumuşunuzdur. Ben de çok okudum ama bu farklı. Deyim yerindeyse "okudum, dersimi aldım" Özellikle üçüncü ve dördüncü derste geçen hikayeler gözlerimi doldurmayı başardı. Hikayeleri derleyen Bugün gazetesi yazarlarından Can Aksın #
Sözü fazla uzatmadan hayattan alacağımız derslere geçeyim;

Birinci önemli ders:
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi: "Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?" Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nereden bilecektim ki! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu."Tabii dahil" dedi, hocamız. "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile.." Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adı da Dorothy idi.

İkinci önemli ders:
Yağmurda otostop! Bir gece yarısına doğru, Alabama Otoyolu'nun kenarında duran bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ısrarla adresimi istedi. Verdim. Bir hafta sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi armağanda; "Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıkageldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Allah bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın! En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole"

Üçüncü önemli ders:
Size hizmet edenleri hep hatırlayın. Bir pastanın üç-otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu. Çocuk sordu: "Çikolatalı pasta kaç para?" "50 cent!" Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha sordu: "Peki dondurma ne kadar?" "35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki? Çocuk parasını bir daha saydı; "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi. Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu birden. Masayı sanki akan göz yaşları temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 cent'lik bahşiş duruyordu...

Dördüncü önemli ders:
Önemli olan vermektir. Yıllar önce, hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, 5 yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu 5 yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer o kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerlerken çocuk sordu: "Peki, ben ne zaman öleceğim?" Ablasını yaşatırken, kendisinin öleceğini zannetmiş, buna rağmen kanını vermeyi kabul etmişti.

"Baksana Sultanım, İstanbul'un surlarında Hz. Muhammed (s.a.v.) dolaşıyor"

Bugün 29 Mayıs. İstanbul'un fetih günü. Fatihler Fatihi Fatih Sultan Mehmed'in çağ açıp çağ kapadığı o muhteşem gün. İstanbul'u nasıl fethettik bunu anlatmıyacam. Fakat belki de ilk kez duyacağınız (esasen benim de yenilerde öğrendiğim) bir kesitten bahsedicem. Kesiti Hocaefendi'nin ağzından aktarıyorum.

Savaş bitmişti. Fatih Sultan Mehmet de surlara tırmanmıştı. O, kazanılan zaferi adeta unutmuş; (Ulubatlı) Hasanını arıyordu. Sancağın olduğu yere koşuyor.. her yanı yara bere içinde kalan bu yiğidini o halde görünce dizleri üzerine yığılıveriyor.. onu omuzlarından kavrayıp alnına bir bûse kondururken ancak bir dostun söyleyebileceği sözü hıçkırıklar eşliğinde söylüyordu:

“Hasanım İstanbul sana değer miydi?”

Bunun üzerine Hasan, dostu ve Sultanının hüznünü azaltmak için şunu anlatıyordu:

“Sultanım, Sen bana emir verince sancağı alıp koştum. Ben ilerlemeye çalışırken üzerime ok, mızrak ve kızgın yağ yağıyordu. Pek çok yerimden yara almıştım. Surlara yaklaşmıştım ama tâkatim de kesilmişti. Hele bir aralık ayağımın altından bir taş da kayınca düşüverecek gibi oldum. Uçuruma yuvarlanacağım o sırada “Efendim” diye Hz. Muhammed aleyhisselama sığındım. Birden bana doğru iki el uzandı. Beni düşmekten koruyan o iki el, Rasûlullah’ın elleriydi.” diyordu.. diyor ve son bir gayretle doğrulup az ileriyi gösteriyor:

“Baksana Sultanım, İstanbul’un surlarında Hz. Muhammed dolaşıyor. Onun dolaştığı surlar için değil bir Hasan, binlerce Hasan feda olsun.” sözleriyle ötelere kanatlanıyordu.
Evet Peygamber Efendimiz yıllar önce bu fethi müjdelemiş ve "Kostantiniyye elbet bir gün fetholunacaktır; onu fetheden komutan ne güzel komutan ve o fethe katılan askerler de ne güzel askerlerdir" demişti. Ve kimbilir belki de savaş esnasında O (s.a.v.)'da oradaydı...
Fatih ve askerleri bu müjdeye mazhar olma şerefine erişmiştir. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Sağ el kuralı yada mucizesi

Sızıntı dergisinin Eylül 2007 sayısı elime geçti. Şöyle bir okuyayım dedim. Sayfa 402'ye gelince ilgimi çeken bir yazıyla karşılaştım.
Bu yazı kainattakı muazzam dengeden ve çoğu zaman bakıp da göremediğimiz sağ el kuralından bahsediyordu. Bunu sadece ben bilmemeliydim. Blogumu okuyan herkese duyurabilmeyi istedim. Ve yazıyı kendimce derleyerek beğeninize sunuyorum.
Kainattaki muazzam dengeyi görünce bir kez daha şaşırdım. Her şey sağ el kuralına göre işliyormuş.

Örneğin bir çok ülkede trafik sağdan işliyor, insanlar genellikle sağ elini kullanıyor, yemek yerken sağ el tavsiye ediliyor, sağduyu tabirini "akl-ı selim" yerine kullanıyoruz.

Müslümanlar Kabe'yi sağdan sola tavaf ediyor, Mevleviler semada sağdan sola dönüyor, minarelerin merdivenleri sağdan sola doğru inşa ediliyor. Fransızcada "droit" hem sağ, hem de hukuk manasına geliyor, ingilizcede "right" hem sağ, hem de doğru ve haklı manalarında kullanılıyor, arapçada sağ taraf manasına gelen "yemin", uğur ve bereket manalarındaki "yümün" ile aynı kökten geliyor.

Sağ el kuralı fizikte elektromanyetizma ve "açısal momentum" konularında anlamayı kolaylaştırmak için kullanılıyor. (Elektirik akımı geçen bir telin etrafında daire şeklinde meydana gelen manyetik sahanın yönü sağ el kuralına uyar)

Sarmaşıklar her zaman sağ elli bir sarmal izleyerek tırmanıyor. Hem de istisnasız bütün sarmaşıklarda durum böyle!
Herkesin çok sık duyduğu DNA molekülünün şekli de, genellikle sağ el kuralına uyan bir çift sarmal şeklinde oluyor.
Dünya hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneş etrafındaki yörüngesinde "helezonik" bir hareketle döndürülüyor. Dünya bu iki dönüşünde de sağ el kuralına uygun hareket ediyor. Hatta Dünya'nın uydusu Ay bile bu kurala uygun hareket ediyor.

Velhasıl ABD Milli Bilim Vakfı Fizik Bölümü Yöneticisi Rolf Sinclair'inde dediği gibi "Spirallerin kainatta böylesine yoğun bir miktarda bulunması bende kainattaki her şeyi, bir fizikçi veya bir matematikçi yönetiyormuş intibaı uyandırıyor"

Yazı biraz daha uzundu. Örneğin canlılardaki sarmal yapıdan (mesela salyangozlar) ve sağ el kuralından da bahsediliyordu. Ancak daha fazla bahsedip sizi sıkmayı da istemem.

Sözün özü kainattaki her şeyi matematiği ve fiziği de yaratan Allah yönetiyor.

Sizin de biraz düşünüp bulabileceğiniz sağ el kuralına uyan bir çok şey vardır belkide. Aklınıza gelirde paylaşırsanız sevinirim.

Türkçesi bir tık ötede

Zaman gazetesinin ingilizce baskısından bahsedicem.
Gazeteyi özellikle internet üzerinden takip etmeniz tavsiyemdir.
Türkçesi varken neden ingilizce baskısını okuyayım diyecek olursanız size verebileceğim cevap ingilizcenizi geliştirmek için olacaktır.

Dün ev arkadaşım çaylarımızı yudumlarken bahsetti.

Gazetenin internet sayfasında haberleri okurken, bilmediğiniz ingilizce kelimenin üzerine çift tıklayınca, kelimenin Türkçe anlamını küçük bir pop up pencere içerisinde ayrıntılı olarak görebiliyorsunuz. Bu sayede bir yandan günlük haberleri okuyorsunuz, bir yandan da ingilizcenizi geliştiriyorsunuz.
Yalnız bilgisayarınızda pop up blocker gibi bir program yüklüyse programı popup pencerelere izin vermesini sağlayacak şekilde ayarlamanız gerekiyor. (Benim bilgisayarda şu anda yüklü. Bu program kısaca istenmeyen reklam pencerelerinin açılmasını ve sizin sinir olmanızı engelliyor :)

Haberleri okurken en azından orta seviyede ingilizce bilmeniz gerekiyor.

Çünkü haberler tamamen ingilizce.

Bu arada yan komşudaki arkadaşım da ingilizce öğreniyor ve kendisi için çok faydalı olacağını söyledi. O da ilk kez duyuyormuş. Napalım sağlık olsun. Ben de yeni duydum.

Gazeteyi çalışmasından dolayı geç de olsa tebrik ediyorum...

Blog yazma üzerine


Hemen hemen her profesyonel blog yazarı kendine has bir üslupla blog yazarlığının ne olduğu, blog yazarken nelere dikkat etmek gerektiği ve etkili blog yazarlığı için neler yapılması gerektiği hususunda fikirlerini belirten en azından bir adet yazı yazar.

Blog yazma işine gerçek anlamda yeni yeni başladım diyebilirim. Amatör bir ruhla yazıyorum fakat blog yazarlığında nelere dikkat etmem gerektiği hakkında sayısız yazı okudum. Gün geçtikçe kendimi daha da geliştirdiğime inanıyorum.

Eğer siz de yeni bir blog yazarıysanız aşağıda profesyonel blog yazarlarının blogculara tavsiyelerinden derlediğim 5 maddelik yazıya göz gezdirin. Bu maddeleri en beğendiğim makalelerden seçtim. İnşallah faydası olur. Esas makaleye yazıların yanındaki # işaretine basarak ulaşabilirsiniz.
  1. Özgün olun: Birbirine benzer milyonlarca blog içerisinden sıyrılarak belirli bir okur kitlesine sahip olmak istiyorsanız özgün olmanız şart. Özgün olma şartı sadece içerik için değil aynı zamanda tasarımınız için de geçerli. Sıradan kalabalık içerisinden ancak bu şekilde sıyrılabilirsiniz. #
  2. Blog yazarlığında dostluğa önem verin: Blog yazarlarını karşınıza alacağınıza yanınıza alarak onların güvenini ve dostluğunu kazanın. Bunu yapmak içinde doğruluk ve dürüstlük ilkesinden taviz vermeden yapın. Unutmayın ki birlikten kuvvet doğar. #
  3. Madde madde yazın: Madde madde yazmaya özen gösterin. Maddelere bölünmüş listeler okuyucular tarafından bir çırpıda okunan ve kolay hazmedilen yazılardır. Böyle bir zaafımız var, maddeleri okumayı seviyoruz. #
  4. Başlığınızı iyi seçin: Çogu insan onlarca yazı içerisinden sadece başlıklara bakarak kendilerini ilgilendiren yazıları okumaktadır bu nedenle yazınızı en iyi anlatan başlıgı seçin. Aceleci olmaya gerek yok : ) #
  5. Kişisel etiket oluşturun: Kendi blogunuzda kendinize özel bir etiket oluşturun ve onu sık sık kullanın. (örnek: Günün özeti) #

Bu listeyi çoğaltmak mümkün. Ancak fazla uzatıp sizi sıkmayı da istemem (not: etkili blog yazarlığı için çok fazla uzun yazılar yazmayın :)

Bunun yanında son olarak şu noktalara da dikkat etmenizi isterim;

  • Blogunuza özgü sade bir şablon oluşturun. (Bir aralar benim eski blogumda yaptığım gibi kafanız estiğince şablon değiştirip durmayın)
  • Türkçeyi düzgün kullanmaya özen gösterin.(Elinizden geldiğince ki ben de elimden geldiğince düzgün kullanmaya özen gösteriyorum.)
  • Meraklı ve sabırlı olun (Bu ikisi bir arada nasıl olacak derseniz merak edin, çok şey öğrenin ama öğrendiklerinizi hemen blogunuza yazmaya çalışmayın. Biraz bilgi birikiminiz olsun. Daha güzel yazılar oluşacaktır.)
  • Takip ettiğiniz blogların listesini oluşturun ve sık sık takip edin.
  • Okuduğunuz bloglara mümkünse kullanıcı adınızla giriş yaparak yorum bırakın.
  • Beğendiğiniz bloglarla link değişimi yapmak için blog yazarına ricada bulunun.

Sizin de kendinize has fikirleriniz olabilir. Fikirlerinizi paylaşırsanız en başta kendime daha sonra da bu yazıyı okuyan arkadaşlara bir nebze olsun yararınız dokunabilir. Şimdiden teşekürler...

Rusya 1. Mor ve Ötesi 7. oldu

Nihayet Eurovision yarışması yapıldı ve sonuçlandı.
"Deli" gibi bir şarkıyla Mor ve Ötesi grubunun 1. olamayacağını şarkıyı ilk dinlediğimde anlamıştım.
Çok deli bir şarkıydı çünkü. Modern bir parça olsun denmiş ama biraz fazla abartılmış sanki.
Velhasıl birinci Rusya, ikinci Ukrayna, üçüncü Yunanistan olmuş. Biz 7. olabildik.
Şimdi merak ediyorum;
  • Acaba Yunanistan'a en fazla oy atan ülke hangisi?
  • Ve biz en fazla oyu hangi ülkeden alabildik?

Çok sevdiğim bir hikaye: Sır saklamak

Aşağıda okuyacağınız hikayeyi çok daha önceden biliyordum.
Hatta bu hikayeyi gereksiz yere hava atmak için de kullanmıştım.
Arkadaşıma bir şeyler bildiğimi sezdirmiştim. Yani baya merakta bırakacak şekilde konuşuyordum.
Lütfen bana da söyle! deyince
Tamam! dedim.
Sen sır saklamayı bilirmisin?
O kadar merakla cevabı Tabiki bilirim şeklinde oldu.
Hah! dedim içimden. Sırası geldi (:
Ve arkadaşa cevabı yapıştırdım.
Bende bilirim!
Arkadaş Vay be! demişti. Bende nükte yaptım diye böbürlenmiştim (: Hikaye şöyle;
Yavuz Sultan Selim, bir çok Osmanlı Padişahı gibi devletin selameti için sefer hazırlıklarını gizli tutarmış.
Bir keresinde vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona,
" Sen sır saklamasını bilir misin?"
diye sormuş.
Vezir, Yavuzdan cevap alacağı ümidiyle,
" Evet hünkarım, bilirim" dediğinde,
Sultan Yavuz cevabı yapıştırmış,
"Ben de bilirim."

İller arası atama tercihlerim onaylanmış (:

Diyeceksiniz ne var bunda?

Şöyle anlatayım;

Benim esas görev yerim Edirne.
Şu anda Van'da Askeri öğretmenlik yapıyorum.
1 Ağustosta askerlik görevim bitecek ve tekrar Edirne'ye gidecem.

Şimdi bu noktada;
Edirneyi bir türlü sevemedim.
Tekrar Edirne'de çalışmak istemiyorum.
Artık memleketimde görev yapmak istiyorum.
Ve bugün çok sevindirici bir haber aldım, daha doğrusu gördüm yada rastgeldim. Off anlatamadım.
Anlatayım;
İlsis'e girdim ve tercihlerimin Edirne il milli eğitim müdürlüğünce onaylandığını gördüm.
Üç gündür okulumu, Edirne ilçe milli eğitimi hatta ve hatta bakanlığı bile aradım. Bakanlık onay veriyordu fakat Edirne'yi bir türlü ikna edemiyordum.
Velhasıl;
Bugün ümitsizce tekrar tercihlerimin onaylanıp onaylanmadığını kontrol edeyim dedim. Birde ne göreyim. Okulum, İlçe milli eğitim ve il milli eğitim onay vermiş.
Bu demek oluyor ki atamam işleme alınacak ve ben bilgisayar öğretmeni olarak tayinimi (Allah'ın izniyle) memleketime yakın bir yere aldırmış olucam.
İnşallah atamam gerçekleşir ve bende seneye memleketimde görev yapabilirim...

Cemaati hayrette bırakan görüntü

Şu sıralar ortalıkta görenleri hayrette bırakan bir görüntü dolaşıyor.
Görüntüde bulutlar göz şeklini almış ve sanki gök yüzünden birileri sizi seyrediyormuş izlenimi veriyor.
Açıkcası beni hayrete düşürdü.
Kimileri photoshop dese de ben vidyosunu izledim. Pek photoshopluk bir hali yok.
İşte video #
İzleyin karar verin yorum size kalmış.

Vazifeyi Tam Yapmak

Hacı Sefer Efendi Kur'an öğretimini en zor zamanlarda aşkla yapan Karadeniz'in ak gönüllü bir mücahididir. Bütün baskıya, ezaya, cezaya, cefaya rağmen mü'min yetiştirmede duraksamayan bir kahraman...

Bir bodrumda gizli saklı Kur'an öğretirken talebeleriyle suç üstü(!) yakalanır. Kendisini alıp götürenler yolu kesen dereyi görünce,
"Haydi bizi sırtına bindirip buradan geçir!" derler Hacı Sefer Efendiye.
O da "Evladım! Görüyorsunuz ki ben kendimi zor taşıyorum; sizi nasıl sırtıma bindirip dereden geçirebilirim?" diye dertlenirse de kulak asmazlar.
Etraftan gelip yürek burkan hadiseyi seyredenler derler ki: "Siz bu zatın sırtına biniyorsunuz ama şehirde çok sevilen ve duası makbul biridir. Bedduasını alırsanız iflah olmazsınız!" Bu uyarı üzerine uyanırlar, bedduasından, şehir ahalisinin tepkisinden korkarak tavır değiştirirler.
"Efendim" derler,
"Yaptıklarımızdan dolayı özür dileriz. Herhalde biraz ileri gittik."

Bu özür üzerine perişan haldeki Hacı Sefer Efendi şu ibret dolu cevabı verir:
"Evladım, özür bana aittir. Çünkü ben ve benim gibiler bugüne kadar vazifemizi tam yapsaydık, Allah sizin gibi eşekleri sırtımıza bindirmezdi"

blogger guzel kadin erdal damacana kurumsal blog blog indir künye robot blogger tema
 
© Miray Abravcı Türkçe Günlük Sayfaları
Livetr | Hakkında | Blogger Version