Hiç şüphesiz etrafımız 'gıcık' diye tabir edebileceğimiz insanlarla doludur. Bu tür insanlar ufacık bir anda bütün moralimizi bozabilirler ve bizim moralimizin bozulması onları mutlu dahi eder.
Gıcık insan, kimseyle anlaşamaz, acaip saplantıları vardır, tuhaf davranışlar sergiler, geçimsiz olmaktan hoşlanır, dakikası dakikasına uymaz, ilgisiz ve zevksiz haller sergiler.
Kısacası gıcık insan zayıf karakterli insandır.
Peki bu insanlarla geçinmek mecburiyeti varsa, nelere dikkat etmelidir?
Bu sorunun cevabı Abdülkadir Akgündüz'ün 'Pratik ve Huzurlu Yaşamanın Yolları' isimli kitabında çok güzel bir şekilde belirtiliyor.
İşte kitaptan bazı tavsiyeler;
1. Zaruret yoksa bunlarla münasebeti kesin! (En güzel tavsiye bu bence)
2. Kendileriyle uzun konuşmalara girmeyin.
3. Haklı bile olsanız tartışmaya girmeyin.
4. Köprüden geçene kadar vaziyeti idare etmeye çalışın.
5. Küçük de olsa bazı başarılarından dolayı onları tebrik ve takdir edin. (Köprüden geçmek için)
6. Böyle insanlara bel bağlamayın, iş vermeyin. Çünkü onlar gıcıklığına birşeyler yapabilir!
Ve birkaç karikatür: [1] [2] [3]
Geçimsiz (Gıcık) Birisiyle Nasıl Geçinmeli?
Beyaz Fosfor
İsrail Filistin'e karşı fosfor bombası kullanıyor.
Peki nedir bu fosfor?
1. Beyaz fosfor, fosfor elementinin bir alotropudur.
2. Duman kamuflajı ve hedef tayininde ve aynı zamanda da bir yangın silahı olarak askeri alanda yaygın kullanım tarzları bulmuştur.
3. Kısaca WP, veya white phos veya tanımının başharflerinden yola çıkarak, Willie Pete olarak adlandırıldığı olmaktadır.
4. Beyaz fosfor havayla temas ettiğinde kendiliğinden yanmaya başladığı için, su altında saklanır ve taşınır.
5. Çok reaktif bir maddedir. Küçük bir ısı aktarımıyla bile aktif hale gelebilir ve yanabilir.
6. Oldukça zehirlidir.
7. Kemikleri dahi eritebilir.
8. Fosfor dumanının teneffüs edilmesi ciğerlerde ani yaralar oluşmasına ve teneffüs eden kişinin havasızlıktan boğulmasına yol açmaktadır.
9. Beyaz fosfora maruz kalan insan vücudu içten dışa doğru yanmaktadır.
10. Yanma reaksiyonu bir kez başladığında durdurulamamaktadır.
Bu kadar kötü etkilere sahip bir madde nasıl olur da savaşlarda kullanılabilir?
Hangi vicdan bunu kabul edebilir? (Adında tesadüfen 'mert' geçen Olmert'in vicdanı olmadığı kesin.)
Hangi kutsal kitap bunu onaylayabilir?
Bu kimyasal silahın etkilerini görmek için şuradaki foroğrafa bakmanız yeterli olacaktır.
Kaynaklar: [1] [2] [3] [4]
Bloxorz
Hem zeka geliştirici, hem eğlenceli.
Bloxorz kesinlikle mükemmel bir oyun.
Amacınız küçük dikdörtgen şeklindeki küpü kare şeklindeki delikden geçirmek.
Oynamak için yön tuşlarını kullanıyorsunuz.
Öyle kolay gibi görünse de aslında pek de kolay değil.
Oynamak için buraya basın.
Uyumak İstiyorum
Dün gece 5'de uyudum. Sabah 5'de.
Uykum gelmedi.
İnatlaştım ben de kendimle.
Sabah 7'de uyandım.
Uykum var...
Barnabas İncili
Barnabas İncili kilise tarafından yasaklanan en meşhur incilmiş.
Papa'nın yasaklı kitaplar listesinde yer alıyormuş.
Peki neden yasaklanmış?
1. İslam inancına daha yakın olması.
Barnabas İncilinde teslis inancı red edilmiş ve Hz. İsa'nın ilahlığı kabul edilmemiştir.
2. Barnabas İncilinde Hz. İbrahim tarafından kurban edilmek istenen peygamberin İsmail peygamber olarak gösterilmesi.
Oysaki Hristiyan inancında Hz. İbrahim Peygamberin İshak peygamberi kurban etmek istediği benimsenmiştir.
3. Barnabas İncili'nin Mesih olarak Hz İsa'yı değil, Hz. Muhammed'i (sav) göstermesi.
4. Barnabas İncili'nin Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi olayını kabul etmemesi.
5. Hz. Muhammed'in (sav) peygamberliğini müjdelemesi.
6. Son Peygamberin geleceğini ve Allah'ın bir olduğunu bildirmesi.
7. Teslis'i yalanlaması.
8. Hz.İsa'nın, Allah'ın oğlu değil, kulu olduğunu bildirmesi.
Bütün bunlar Barnabas İncili'nin gerçeğe en yakın İncil olduğunu destekliyor. Ama araştırmalarıma göre Barnabas İncili gerçek bir İncil değil.
Bunun sebeplerini ise şöyle sıralayabilirim;
1. İncil, Asıl adı Yusuf olan, Hz İsa'nın öğrencilerinden Barnabas tarafından yazılmış.
2. Barnabas'ın Hz. İsa'dan öğrendiklerini ve duyduklarını bir kitapta topladığı biliniyor. (Yani duyuma dayalı bir yazım var, akılda kalanlar da yazılmış olabilir, kesinlik yok.)
3. Kitabın ne zaman yazıldığı tam olarak bilinmiyor.
4. Barnabas İncili, Hz. İsa'nin dili olan Aramice değil.
Barnabas İncili Müslümanlar arasında gerçeğe en yakın İncil olarak biliniyor. Bunun en büyük sebebi ise kitabın tutarlı bir anlatım tarzının olması ve Kuran-ı Kerim'de yazan ifadeleri destekleyici nitelikte olmasıdır.
Barnabas İncili belkide hakkında en fazla yorum yapılan ve ihtilafa düşülen İncillerden bir tanesidir.
Bu yazıyı yazmak nereden aklıma geldi derseniz şuradaki yazıyı okuyunca merak edip araştırmaya koyuldum.
Aşağıdaki resim de Barnabas'ı tasvir ediyor.
Kanaatimce bir yahudi veya hristiyan, İslam'ı araştırıp öğreniyorken, bizim de İslam dışındaki dinleri vakit buldukça araştırıp öğrenmemiz, bilgilenme ve doğru ile yanlışı ayırma açısından yerinde bir davranış olacaktır.
Sizin de bu İncil hakkında bildikleriniz varsa ve paylaşırsanız zevkle okuyacağımdan emin olabilirsiniz.
Kaynaklar: [1] [2] [3] [4] [5]
Bazı Blogları Palayla Kazımak Lazım
Birçok blogda Türkçemize özen gösterilmiyor.
Özen göstermek bir yana en basit ifadeler bile yanlış yazılıyor.
Diyeceksiniz sen çok mu düzgün yazıyorsun? Bu soruya cevabım ne evettir ne de hayır.
Türkçeme, yazılarımda ve konuşmamda elimden geldiğince dikkat ediyorum. Eskiden çok yanlışlar yapardım. Ama blog yazmak yavaş yavaş beni bu yanlışlardan uzaklaştırdı. Gün geçtikçe daha da düzeldiğimi düşünüyorum.
Bakın yapılan bu yanlışlarla ilgili Nasreddin Hoca'nın bir hikayesini anlatayım.
Nasreddin Hoca devridir. Zamanın idaresi tarafından asayişin sağlanması için olsa gerektir ki; pala, yatağan, kama gibi kesici, yaralayıcı nesnelerin taşınması yasaklanmıştır.
Kolluk kuvvetleri, Hoca'nın bu yasağa rağmen sokakta kuşağının arasında kocaman bir palayla arz-ı endam ettiğini görür ve Hoca'yı hesaba çeker:
"Aman Hoca'm, sokağa bu şekilde çıkmanın yasak olduğunu bilmez misin?" sorusuna;
"Hiç bilmez olur muyum, elbette bilirim." cevabını verir Hoca.
Kolluk kuvvetleri bunun üzerine:
"Madem bilirsin de, ne diye yanında kocaman bir pala taşırsın?" derler.
Hoca: "Bilirsiniz ki ben hocayım, yazı yazarım, kitap okurum. Kimi zaman kitaplarda imla yanlışlığı yahut ifade bozukluklarıyla karşılaşırım. Böyle zamanlarda bu palaya ihtiyaç duyar ve yanlışları bununla kazıyıp düzeltirim." cevabını verir.
Görevliler kendisine: "Etmeyin Hoca'm, böyle bir iş için kocaman bir palaya ne hacet? Küçük bir çakıyla da bu ihtiyacınızı göremez misiniz?" derler.
İşte bu soru, Hoca'ya o ana kadar sabırla beklediği taşı gediğine koyma fırsatını verir:
"Bazen öyle büyük yanlışlıklar oluyor ki, bu pala bile onu kazımak için küçük kalıyor."
Hey gidi Hoca'm senin bu ifadeni şimdiki bloglar için kullanmak lazım.
"Bazen bloglarda öyle büyük yanlışlar yapılıyor ki, pala bile onu kazımak için küçük kalır."
Türkçemize saygı gösterelim arkadaşlar. En azından yazarken saygı gösterelim. Çünkü bloglar bizim aynamız.
Dilimiz bozulursa töremiz, töremiz bozulursa biz bozuluruz, yok oluruz.
Üzerine Yemin Edilen At
Dün akşam üzeri bir arkadaşımın elinde görüp aldığım Sızıntı dergisinin Aralık 2007 sayısında, ilmi yönüyle atlardan bahsediliyor.
5 sayfalık yazıda atların ırkları ve renklerinden tutun da tırnağına kadar her konu üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş.
5 sayfanın özeti diyebileceğim aşağıdaki yazıyı okuyunca atlar hakkında çok güzel bilgilere sahip olacağınızı düşünüyorum.
Sizi sıkmadan başlıklar halinde ve madde madde aktarmaya çalışacağım. İstediğiniz başlıktan başlayabilirsiniz. (Uzun ama zevkli bir yazı olacak, söz veriyorum ;] )
Atların ırkları ve renkleri
1. Orta Asya iklimine en iyi uyum sağlayan at türü Prezewalski ile Tarpandır. Moğollar tarafından hala yetiştirilmektedir.
2. Soğukkanlı ve sıcakkanlı ırklar olarak ikiye ayrılır. Bu durum atların vücut sıcaklığıyla alakalı değildir.
3. Soğukkanlı ırklar, kuzeyde yetişen, oldukça soğuk iklim şartlarına dayanıklı, kasları daha güçlü olan iri ve sakin atlardır. Güneyde sıcak ve ılıman iklimlere uyum sağlamış olan sıcakkanlı ırklar ise, diğerlerine göre daha zayıf ve doğurgandır.
4. Sıcakkanlı ırkların en meşhurları Arap atı ve aynı soydan gelen İngiliz atıdır.
5. Babası ve anası aynı ırktan olan atlara 'safkan' denir. Atın yavrusuna tay, damızlık erkek ata aygır, dişiye kısrak, at sürüsüne yılkı, koşum atlarının erkeğine beygir denir.
6. Atların vücutlarındaki renkler don olarak adlandırılır. Siyah ata yağız, kırmızı ata al, beyaz ata kır; vücudu kırmızı ayakları siyah ata doru denmektedir. Türkler arasında doru en makbul at sayılmıştır.
Atların koşma şekilleri
1. Atın normal yürüyüşüne adeta (adımlama, saatte 6 km) denir.
2. At, yürüme esnasında biraz daha hızlanırsa ve dört zamanlı adımlarını bir ahenk içinde iki zamanlı hale getirirse, buna süratli (tırıs, saatte 20 km) denir.
3. Atın süratli koşmasının başka bir şekli de rahvan olarak adlandırılır.
4. Atın en hızlı yürüyüş şekli de dörtnaldır.
5. Atlar, insanlarla hissi bağ kurabilen hayvanlardan biri olarak, binicisinin hareketine göre istenen yönü hemen algılayıp oraya doğru meyleder.
Atlar nasıl görür?
1. Atlara, gözlerini birbirinden bağımsız kullanabilme vasfı bahşedilmiştir. Atlarda her göz, bağımsız olarak ayrı cisimleri görebilir. Bu durum panoramik bir görüntü sağlar.
2. Atlar 320-340 dereceyi bulan görüş açısına sahiptir.
3. Çevredeki hadiseler atları ürkütmesin diye atgözlüğü geliştirilmiştir.
Atlar nasıl duyar?
1. Atlar, sinirlilik ifadesi olan sert tonla, sevgi ifadesi olan yumuşak tonları çok iyi bir şekilde ayırt edebilirler.
2. Atların duyma kabiliyeti, insanlara göre çok daha hassastır.
3. Atların kulak kepçelerinin pozisyonu, atın ruh hali hakkında bilgi verir.
Atların vücut yapısı
1. Atın vücut ağırlığının %60'ını ön bacaklar, %40'ını da arka bacaklar taşır.
2. Atların boylarının tespiti için cidago (iki omuz kemiği arasında ikinci ve on ikinci sırt omurlarının arasındaki bölge) bölgesi esas alınır.
At tırnağı
1. Atlar tek tırnaklıdır. Buna toynak denir. Isıyı fazla iletmezler.
2. Kışın soğuğu, yazın sıcağı fazla iletmezler.
3. Yaklaşık 1,5 metre yükseklikten atlayan bir atın tırnağı, yere bastığında 10-12 ton basınca maruz kalır. (Vaaav :] )
Ve atın uykusu
1. Koyun ve sığırlara nispetle daha az uyurlar.
2. Atlara ayakta uyuma ve dinlenme kabiliyeti verilmiştir.
3. Günde kesintili olarak 7 saat kadar uyurlar. (Benden daha fazla :] )
Bir yazının daha sonuna geldik.
Biraz uzun bir özet oldu ama en can alıcı noktalarından bahsetmeye çalıştım.
İnşallah faydalı bir yazı olmuştur. Ve okuduktan sonra iyiki okudum demişinizdir.
Gargad Ağacı ve Yahudiler
"Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek ‘Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır.' diyecek. Sadece ‘gargad’ ağacı bunu söylemeyecek, çünkü o Yahudi ağacıdır."
(Kitab-ul Fiten H. 2239)
Bu hadisi okuyunca Gargad ağacını araştırmaya karar verdim.
Gargad ağacı İsrail'in milli ağacıymış.
Her sinagogun bahçesinde bulunuyormuş.
İsrail'in her yerinde bu ağaçtan varmış.
Yahudiler bu ağacın onları koruyacağına inanıyorlarmış.
Bu inanç, Hz. İsa (as) ve askerlerinin, nereye saklanırlarsa saklasınlar bütün yahudileri bulup öldüreceği, ancak bu ağacın dile gelmeyerek onları koruyacağı düşüncesinden ileri geliyormuş.
İsrail eski Dışişleri Bakanı Şimon Perez kendisiyle yapılan bir röportajda, mülakatı yapan muhabirin her yerde gördüğü bu ağacı sorması üzerine şu cevabı vermiş:
"Bu bizim ağacımız, bizi koruyacak ağaçtır. Müslümanlar bizi öldürmek isteyecekler ve biz bu ağaca saklanacağız."
Duydukları karşısında hayretini gizleyemeyen gazeteci:
"Madem öyle niçin onlarla sürekli savaşıyorsunuz?" diye sormuş.
Perez'in cevabı şu olmuş:
"Biz, bize vaat edilen için çalışıyoruz!"
Buradan çok çarpıcı sonuçlar ve sorular çıkarmak mümkün:
1. Yahudiler bu hadisi biliyorlar ve inanıyorlar mı?
2. İnanıyorlarsa neden Müslümanlar ile savaşıp duruyorlar da Müslüman olmayı denemiyorlar?
3. İsrail her yana bu ağacı dikeceğine neden yaptığı zulme son vermeyi denemiyor?
4. Gerçekte İsrail'e vaat edilen nedir?
Yuh Artık!
Amerikan kahve zinciri Starbucks günde 23 milyon litre suyu boşa akıtıyormuş.
Duyunca afalladım, bir acayip oldum.
İngiliz Daily Telgraph gazetesinin haberine göre şirketin dünya genelindeki 10 bin mağazasında izlenen uygulama doğrultusunda, bardak ve tabakların yıkandığı tezgaha su veren musluk sürekli açık tutuluyormuş.
Bu garip uygulamanın, bakteri üremesini engellemek amacıyla yapıldığı ve personelin, güvenlik ve sağlık kuralları gerekçesiyle musluğu kapatmalarının yasaklandığı belirtiliyormuş.
Amerikanvari bütün firmalar böyle davranıyorsa vay halimize.
Merak ettiğim birkaç soru var:
1. Bir bardak Starbucks kahve kaç liradır acaba?
2. Starbucks, akıttığı suyun ücretini çıkarmak için kahvelerin içine bağımlılık yapan bir madde katıyor mudur?
3. Starbucks'un Türkiye'de kaç dükkanı var?
4. Starbucks su kaynaklarının hiç bitmeyeceğini mi düşünüyor?
Cevaplarını bilen varsa beri gelsin.
Allah Starbucks'a akıl fikir versin.
İlgili haberlere buradan ulaşabilirsiniz.
Resmi Türkiye sitesine buradan ulaşabilirsiniz.
Bakmak ve Görmek
Gözlerinize inanamayacaksınız !
Çıplak gözle görülemeyen kar tanelerinin mikroskop altında gerçek fotoğrafları çekildi. İşte hayrete düşüren kareler...
Yukarıdaki satırlar samanyoluhaber.com'da mikroskop altında çekilen fotoğrafların sunumu yapılırken kullanılmış.
İlgi çekmek için kullanılmış ama bir yanlış var cümlede.
Bunlara hayretle değil, Allah'ın büyüklüğünü düşünerek bakmak lazım.
Hepsi ne kadar düzgün değil mi?
Sanki tek bir elden çıkmış gibi!
Ki öyle. Hepsini bizleri de yaratan Allah yarattı.
Kışın önemsemeden üzerine basıp geçtiğimiz kar tanelerinin mikroskop altındaki görüntülerine bakınca bakmakla görmek arasındaki farkı daha iyi anlıyoruz.
Bağlanmayacaksın Hiç Bir Şeye...
Gerçekten böyle mi yapmalı?
Bağlanmamalı mı hiçbir şeye?
Ya çekip giderse diye...
Kadir Öğretmen'in Tebeşiri ve Yaşama Yerleşmek
Bugün Üstün Dökmen'in Yaşama Yerleşmek isimli kitabına göz gezdirdim.
Kitap, yaşama yerleşmenin ne demek olduğundan bahsediyor.
Kitabın 116 numaralı sayfasında yazan ve Üstün Dökmen'in bir anısını anlattığı yazıda, işimize ve yaşama nasıl dört elle sarılabileceğimize dair çok güzel bir mesaj veriliyor.
Kadir Öğretmen'imin Tebeşiri
Erzurum'da Kültür Kurumu İlkokulu'nda iki yıl Kadir Oğuz öğretmenim oldu.
O yıllarda, tozu çıkan tebeşirlerle yazı yazılırdı tahtaya.
Kadir Öğretmen'imiz de arada, tebeşirli eliyle yüzünü şöyle bir sıvazlardı.
Bir gün niçin böyle yaptığını sorduk.
Onun öğrencilik yıllarında da öğretmeni böyle yaparmış.
Onlar da öğretmenlerine, "Öğretmenim tebeşir tozunu niçin yüzünüze sürüyorsunuz?" diye sormuşlar.
Öğretmenleri de onlara, "Eğer ben bu tebeşiri yüzüme böyle sürmezsem, sınıfta bu dersi anlatamam" cevabını vermiş.
Öğretmenlerimizin bu davranışları,
tebeşiri parmağının ucuyla tutmamak,
ceketim toz oldu diye ikide bir silkelenmemek,
tebeşire, tahtaya, sınıfa, öğrenciye, okula, bilgiye
ve sonuçta yaşama dört elle yapışmak anlamına geliyor galiba.
Eğer tebeşiri şöyle ucundan tutar,
toz oldu diye de ceketinizi uzun uzun silkelerseniz,
bu işe ve dolayısıyla yaşama dört elle yapışmamış olursunuz.
Sahi, biz işimize ve yaşama ne kadar yerleşebiliyoruz?
Yaptım, Seni Yarattım!
Yağmurlu bir gün, çelimsiz, küçük bir kız çocuğu sokağın köşesine oturmuş yiyecek ya da giyebileceği herhangi bir şey için dileniyordu.
Üzerinde yırtık, pırtık giysiler vardı.
Soğuktan titriyordu, gözleri yaşlıydı, insanın içini titreten bir hali vardı.
Kız dilenirken, sokaktan genç, iyi görünümlü bir adam geçti. Kızın halini farketmişti.
Üzüldüğünü görmemek için dönüp ikinci kez bakmadı.
Sonra sıcacık evine, ailesinin yanına geri döndüğünde, çok güzel hazırlanmış akşam sofrası onu bekliyordu.
Sofraya oturduğunda gözünün önüne fakir kızın aç ve soğuktan titreyen hali geldi.
İçinde birşeyler bu durumu kaldıramıyordu ve kızın durumuna isyan ediyordu.
Sonra bir çoğumuz gibi kolay yolu tercih etti ve itirazlarını Allah'a yöneltti:
"Yüce Allah'ım böyle birşeyin olmasına nasıl müsade edebiliyorsun? Neden o küçük kız için birşeyler yapmıyorsun?" diye isyanını dile getirdi.
Sonra ruhunun derinliklerini tüm gücüyle titreten ve kalbini sarsan cevabı aldı:
"Yaptım, Seni Yarattım!"
Filistin'de bir insanlık dramı yaşanırken evinde, sıcacık sofrasında tepkisizce oturanlar, suçu Yaradan'a ve Filistin'i yanlış yöneten siyasilere atanlar bu genç adama ne kadar benziyor değil mi?
Filistinli küçük bir kızın seslendirdiği yürekleri burkan şiir.
MEB'den Gazze'ye Yardım Kampanyası
Okulda ders anlatırken branş arkadaşım yanıma geldi ve;
"Öğrenciler okulun önünde toplanacakmış. Sende dışarı çıkart istersen" dedi.
Sebebini sorduğumda Filistin'e yardım kampanyası ile ilgili olduğunu söyledi.
Ne kadar sevindim anlatamam.
MEB 19.01.2009 tarihine kadar sürecek bir yardım kampanyası başlatmış.
Kampanya dahilinde tüm personel, veli ve öğrencilerden yardım talebinde bulunuluyor.
Yardımların okullarda oluşturulan komisyon tarafından toplanması ve T.C. Ziraat Bankası'nın Ankara Bakanlıklar Şubesi Gazze'ye Yardım Hesabı 18181818 numaralı hesabına yatırılması isteniyor.
İlgili genelgeye buradan ulaşabilirsiniz.
MEB'i başlatmış olduğu kampanyadan dolayı bütün içtenliğimle tebrik ediyorum.
Belki Filistin'deki zulm bitmeyecek ama oradaki müslüman kardeşimizin bir gün daha yaşamasını sağlayabileceğiz.
Siz de bir öğretmenseniz öğrencilerinizi bu konuda teşvik edeceğinizi umuyorum.
Lider Olmak
Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un kuşatması sırasında düşmanın attığı mermi yüzünden askerlerin yüzükoyun yere kapandıklarını görür.
Gür sesiyle ordusuna şöyle seslenir.
"Demir parçalarına mı secde ediyorsunuz?"
Bu sesi duyanlar derhal ayağa kalkarak bütün güçleriyle hücuma başlarlar...
Sonuç 1: Lider kişi emri altındaki insanları yerinde ve zamanında motive etmesini iyi bilendir. Fakat bu fırsatı kaçırmamalıdır.
Sonuç 2: Yerinde yapılan bir motive, başarının kapısını açan anahtar olur.
İstanbul, Ben ve Müze Kart

Hafta sonu çok sevdiğim biriyle İstanbul'a gittim. Sultan Ahmet'e.
İstanbul'un en güzel yerlerinden birisi.
Sultan Ahmet Camisi, Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı ve Yerebatan Sarnıcı burada.
Topkapı Sarayı çok güzeldi ve Yerebatan Sarnıcı da.
En çok nereyi beğendin derseniz Yerebatan Sarnıcı diyebilirim. Büyüleyici ve mistik bir atmosferi var.
Topkapı Sarayı'da gez gez bitmiyor. Kocaman maşallah.
Ve Ayasofya Müzesi. En fazla ziyaretçi çeken (özellikle de Japon galiba) mekanlardan birisi.
Ayasofya'nın tam karşısında Sultan Ahmet Camisi.
Anlamadığım nokta Japonların çokluğuydu.
Sebebini bilmiyorum ama "İstanbul'u Japonlar basmış yau" demekten kendimi alamadım.
İngilizler de çoktu. Ayasofya'ya bakıp iç geçiriyorlardı keratalar.
Bir de meşhur Pierre Loti tepesini gezdim. Eyüp Sultan Camisi'nin hemen arka tarafında denize sıfır bir tepe. Teleferikle çıkıyorsunuz. Teleferik 1,40 ytl. (Ucuz yani)
Bir sürü müze gezdim. Gezmek için Müzekart almak lazımmış. Almazsak daha masraflı oluyormuş :) (Almazsak her müze için 20 ytl ödüyormuşuz.)
Müzekart sivillere 20 ytl, öğrenci ve öğretmenlere 10 ytl. Aldığınız tarihten itibaren 1 yıl geçerli ve Türkiye genelinde Kültür Bakanlğı'na bağlı tüm müzeleri ücretsiz gezebiliyorsunuz.
Müzekart aldım diye hiç ilgim olmadığı halde, kapalı olmasaydı basın müzesini bile gezecektim. :)
Yerebatan Sarnıcı ve Harem'e müzekart ile giremiyorsunuz. Bir miktar giriş ücreti ödemeniz gerekiyor.
Velhasıl İstanbul kazan ben kepçe iki gün dolaştım durdum. İstanbul'a yolunuz düşerse bahsettiğim yerleri gezmeden sakın ayrılmayın.
Dipnot: İstanbul buz gibi. Beynim dondu. Kışın değil de yazın gezin derim. :)
Seçmen Kaydınız Nerede?
29 Mart 2009'da yapılacak yerel seçimler öncesinde seçmen kütüklerinde kayıtlı olup olmadığınızı ya da nerede kayıtlı olduğunuzu internet üzerinden öğrenebilirisiniz.
Bunun için şu adresten T.C. kimlik numaranızı ve doğrulama kodunu girerek sorgula düğmesine basmanız yeterli.
Acaba gerçekten inşaat halindeki evlerde de [1] [2] seçmen var mıdır? :)
Ana Baba Farkı
Genç Beyin dergisini okuyanlar bu hikayeyi bilirler.
79. sayısında okuduğum ve bana, anne ile babanın farkını çok iyi anlatan hikayeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Ana Baba Farkı
Anne dışarıda alışverişteydi.
2,5 yaşındaki bebeğe babası göz kulak oluyordu. Aslında bu pek de zor birşey değildi.
Yavrucak halının üzerinde çay seti oyuncağıyla oynarken baba koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.
Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu.
Anne bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti.
Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi.
"Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun değil mi?"
Sonuç 1: Anneler evlatlarını çok sever ve onlara dair herşeyi bilirler.
Sonuç 2: Babalar evlatlarına dair birçok şeyi bilmezler ama onları çok severler.
Bu Bir Köpek mi?
Boston Üniversitesi'nin yapmış olduğu robotu görünce içimden "bu ne yahu" demek geldi.
Robotun adı Boston Dynamic Big Dog.
Türkçesi Büyük Dinamik Köpek.
Robot köpek neredeyse normal bir köpekten bile dengeli yürüyor. ( neredeyse dedim :) )
Dengeyi sağlarken düşeceği zaman tıpkı bir köpek gibi ayaklarını nereye koyacağını biliyor, kaygan ve buzlu yerlerde bile düşmeden yürüyebiliyor, hoplayabiliyor, zıplayabiliyor.
Ben daha fazla konuşup sizi sıkmadan ilgili videoya ışınlayayım.
Işınla beni Scaty. Civuyp. (Birazcık yavaş açılabilir.)
İlk izlediğimde beni korkutan, hatta içimi ürperten robot sizi etkileyecek mi merak ediyorum.
Ha bu arada köpek olup olmadığına siz karar verin. ( ben biraz da eşeğe benzettim :) )
Bir de bunlar var;
RHex
LittleDog
Rise
Dipnot: Aklıma takıldı. Bizim en iyi üniversitemiz olan Boğaziçi Üniversitesi'nin neden buna benzer bir çalışması yok. O da ayrı bir konu.
Evde Jöle Kalmazsa
Evde jöleleri kalmayan iki genç, bakın ızdıraplarını nasıl dile getirmişler.
Bende stres namına birşey bırakmadılar. Canları sağolasıcalar =)
israili BOYKOT! [Mim Dalgası]
Mim dalgası nedir az çok hepimiz biliyoruz.
Bir blog yazarı çıkar ve belirli bir konu hakkında görüşlerini sıralayıp, takip ettiği başka bir blog arkadaşına konuyu paslar.
Mim dalgasının çok büyük faydaları vardır;
-Konu hakkında kamuoyu yoklaması yapmış olursunuz,
-Başka blog sitelerini tanımanıza yardımcı olur,
-Bir çok siteye backlink sağlar, bu sayede pagerank değeriniz artar.
Yukarıda saydığım faydaların yanında bu mim dalgasının en büyük faydası israili topluca boykot etmek olacaktır.
Peki ne yapacağız?
Çok basit. Aşağıdaki yazı formatında israilin bildiğimiz 5 adet ürününü almamayı tavsiye edeceğiz ve konuyu başka bir arkadaşımıza paslayacağız.
israili ve aşağıdaki israil ürünlerini boykot ediyorum:
-israile ait 5 adet ürün ismi
Türk blog yazarlarının bu mim dalgasına duyarsız kalmayacağını umuyor ve mim dalgasını başlatıyorum.
israili ve aşağıdaki israil ürünlerini boykot ediyorum:
coca-cola
nokia
danone
nestle
mcdonald's
Mim'i bağlantı listemde bulunan;
- Ali ve Sitesi
- Aysima
- Değirmenlere Karşı
- Ebedi Mutluluk
- Enes ve Blog'u
- Hülya Konar
- Kelebek Gibi
- Kubiş
- Papatya
- Shekure
- Süper Turka
- Zehra'nın Evi ve
- Şevval Elif Solmaz'a paslıyorum. Hadi hayırlısı.
Müzik Dinlemenin En Kolay ve Hızlı Yolu: Fizy
Fizy ile müzik dinlemek Google'den arama yapmak kadar kolay.
Her türlü müziği internet üzerinden rahatlıkla ve bağlantı sorunu yaşamadan dinleyebiliyorsunuz.
Ayrıca ilgili müziğin (varsa) videosunu da anında izleyebiliyorsunuz.
Yapacağınız işlem çok basit.
Dinlemek istediğiniz müziği arama kutusuna yazın ve çıkan sonuçlardan istediğiniz birine tıklayıp dinleyin.
Ortalıkta dolaşan bir söylenti de Google'nin Fizy'e talip olduğu yönünde. Hayırlısı olsun bakalım.
Bir başka sorunsuz mp3 sitesi de burada.
İyi eğlenceler.
Ademler ve Havvalar
Havva annemiz Adem babamıza sorar:
-Beni seviyor musun?
Adem babamız da cevap verir:
-Gözün kör olmasın senden başka kim var ki?
Neden?
Takip ettiğim blogları neden takip ediyorum?
Tek tek hepsini bir kez daha dolaştım ve neden bu blogları takip ettiğimi bilinç altımdan üstüne çıkarmaya karar verdim.
İşte sebepleri:
Hülya Konar: Canım her sıkıldığında girdiğimi fark ettim. Giriyorum ve yazılarını okuyarak can sıkıntımı gideriyorum. Kendime yakın hissediyorum Hülya'yı. Bir kardeş gibi.
Ali ve Sitesi: Ali'nin çabasına hayranım. Kendini çok geliştiriyor. Önümüzdeki ayların popüler bloglarından olacağına inanıyorum. Ondaki yazarlık azmi beni de tetikliyor. Bazı zamanlar blogumu kapatmak istediğimde Ali'nin sitesine girip ondan ilham alıyorum ve kapatmaktan vazgeçiyorum. Tebrikler Ali.
Şevval Elif Solmaz: Çok samimi yazıları var. Okuyucularını önemsiyor. Bazen çok pozitif oluyor, bazen de biraz negatif. Ama her yazısında kendimden bir parça buluyorum.
Değirmenlere Karşı: Sakin yazıları var beni kendine çeken. Her yazısında kendimi sorguluyorum. Çok yorum bırakamasam da Dünya'dan kopmak istediğim zamanlar uğradığım ilk duraklardan biri oluyor.
Ebedi Mutluluk: Yazılarını okudukça aynı görüşleri paylaştığımıza inanmaya başladığım bloglardan biri. İman tazeliyorum ve kendime geliyorum.
Kelebek Gibi: Her konuda düşüncelerini çekinmeden paylaşıyor. Üstü kapalı değil yazıları. Gönlünden ne geçiyorsa döküyor bloguna.
Papatya: Küçük şeylerle mutlu olmayı bilen biri. Hani böyle hayata bağlar ya insanı bazı şeyler. Öyle işte. Okudukça yaşamak ne güzel! diyesi geliyor insanın.
Shekure: Adı gibi Shekure bir ablamız. Yazılarını bazen uzun tutsa da okutmayı beceriyor insana. Çünkü içten ve sevimli. Yaşamını ve karşılaştığı sorunları paylaşıyor bizimle. Demek ki diyorum hepimiz biriz, birbirimize benzeriz.
Zehra'nın Evi: Soba kurma hikayesini okuyun siz karar verin niye takip ettiğime :)
Bunların dışında takip ettiğim bloglar da var elbette.
Bir çoğuyla yeni yeni haşır neşir olmaya başladım.
Zamanım oldukça sizleri daha da iyi tanıyacağım elbette.
Sizleri seviyorum. Elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.
Ara ara kopsam da irtibatı koparmayalım :)
Vay Bee!
...dediğim bir blogger teması.
Tema çok hoşuma gitti.
Şu sıralar tema değiştirmek için şablon arayanlarınız varsa hiç kaçırmayın derim.
Tema özellikleri şunlar;
Bu adresten Demo ve Download linklerini kullanarak şablonu inceleyebilir ve indirebilirsiniz.bir erkek bilogunun özellikleri
- beleştir.
- blogger ile uyumlu ve seviyeli bir ilişkisi vardır.
- firefox ile şahane çalışır.
- feng-gui testinden başarıyla geçmiştir.
- okuyucunun yazıya odaklanmasını sağlar.
- gereksiz ayrıntılarla gözleri yormaz.
- çogiyi fontlardan seçilmiştir.
- kendinden twitter'lıdır.
- denizin bu gibi sularından gelen buzla butonuna haizdir.
- her insan bilogu gibi 9 deliklidir.
- esasen heteroseksüel bir bilogtur.
- homofobi, araknafobi, sosyal fobi gibi fobilerle işi olmazdır.
- falandır filandır..
40 Saniyede 4 Mevsim
Eirik Solheim adlı doğa fotoğrafcısı, büyük emek harcayarak farklı zamanlarda çektiği fotoğrafları birleştirmiş ve aşağıdaki videoyu hazırlamış. Bize sadece hayranlıkla izlemek kalıyor.
One year in 40 seconds from Eirik Solheim on Vimeo.
İlginizi çektiyse:
Eirik Solheim'in;
blogu.
twitter'i.
Feedburner İle Son 15 Yazı
Feedburner üyesi olduğunuzu farzederek yapacağınız işlemleri bir bir sıralıyorum;
1. Feedburner'e giriş yapın ve Publicize sekmesinin altındaki BuzzBoost seçeneğine tıklayın.
2. Görünüm ile ilgili ayarları yapın (Benim blogdaki gibi olsun isterseniz ayarları resimdeki ile aynı yapın)
3. Save yazan düğmeye basarak ayarlarınızı kaydedin ve üstte çıkan kodları alıp sitenizin ilgili bölümüne yapıştırın. Hepiciği bu kadar.
Dipnot: Benim gibi blogger kullanıcısı iseniz aşağıdaki gadgeti kullanarak (Yerleşim-Sayfa Öğeleri-Gadget Ekle) blogunuza ekleyebilirsiniz.
Web Sitenize veya Blogunuza Ücretsiz ve Basit İletişim Formu
Sözü fazla uzatmadan nasıl birşey olduğunu görmek için buraya basmanızı, sitenize nasıl ekleneceğini öğrenmek için de buraya basmanızı salık veriyorum.
Devletin Kısayolu
E-Devlet, devletin kısayolu olarak adlandırılıyor.
Devletin verdiği hizmetlere internet üzerinden (kısayoldan) ulaşmak da denilebilir.
turkiye.gov.tr adresinden şu an için 22 adet hizmete ulaşılabiliyor. (logosu da çok hoş olmuş)
Hizmetlerden yararlanmak için bir adet şifreye ihtiyacımız olacak.
Şifre alımı için 3 adet yöntem sunuluyor.
1.Herhangi bir PTT şubesine başvuruda bulunmak
Bulunduğunuz şehirdeki en yakın PTT binasına başvuruda bulunarak şifrenizi alabiliyorsunuz.
2. E-İmza başvurusunda bulunmak
Elektronik imza, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından onaylı Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcılar tarafından sunuluyor. Bu firmaların listesi ve diğer bilgilerere www.tk.gov.tr/eimza/eshs.htm adresinden ulaşabiliyoruz.
Örnek olarak e-tugra.com.tr adresindeki fiyatları inceledim. Fiyat olarak 3 yıllık e-imza paketi için 199 ytl isteniyor. Pakete Akıllı Kart, Kart Okuyucu, SSL Sertifikası ve Kurulum CD'si dahil ediliyor. (Biz en iyisi PTT'ye başvuralım :) )
3. M-İmza başvurusunda almak
Mobil imza için şu adresten T.C. kimlik numaranızı ve telefon numaranızı girerek başvuruda bulunabiliyorsunuz. Şifreniz telefonunuza geliyor. Fiyat olarak operatörünüzden 1 sms bedeli ücret alınıyor. (Benim gibi şehir merkezinde olmalarına rağmen PTT'ye gitmeye üşenenlere)
Mobil imza başvurusunu bugün 13:42 itibarı ile denememe rağmen
Sunucu problemi yaşandığı için giriş tamamlanamadı.şeklinde bir uyarı aldım. Sanırım henüz bazı eksiklikler var. Ama en kısa sürede eksikliklerin giderileceğine inanıyorum.
Gecersiz kullanici
Yukarıdaki yöntemlerden herhangi birini kullanarak şifremizi aldıktan sonra giris.turkiye.gov.tr adresinden e-devlet işlemlerine giriş yapabiliyoruz.
Bu konu hakkında hürriyet.com ve stratejikboyut.com'da yer alan haberleri de okuyarak ön bilgi sahibi olabilirsiniz.
Daha fazla yardım için sitenin Sıkça sorulan sorular ve Yardım bölümlerine göz gezdirmenizi tavsiye ediyor ve yazımı burada sonlandırıyorum.