Feedburner'de Yazıları Özet Şeklinde Gösterme

Feedburner'i bütün blog yazarları kullanırlar. (Ya da bazıları sevmeyip kullanmazlar.)

Fakat dikkatimi çeken nokta bazı blogların feed adreslerine girdiğimizde sayfalarındaki yazıların tamamının burada da aynı şekilde gözükmesi.

Bu bence biraz can sıkıcı bir olay. Yani bence feed adreslerinde sadece yazı özetleri gözükmeli.

Hem, blog yazılarının tamamı gözüken feedburner adreslerine abone olunca, abone olan şahsın e-posta adresine de yeni yazıların tamamı gönderiliyor. Bu da aslında feed mantığına biraz aykırı diye düşünüyorum. Yani yazıların tamamı e-posta adresine gelen bir okuyucu yazıları sadece e-posta adresinden takip etmeye başlıyor ve ancak yorum yapma ihtiyacı duyduğunda sitenize giriyor.

Hangi Tarayıcıyı Kullanıyorsunuz?

İnternette dolaşırken hız çok önemlidir.

Gerçek hayatta aşırı hız öldürürken sanal alemde durum böyle değil.

Explorer'den nefret ediyorum. Bir sayfayı açana kadar insanı fıtık ediyor. İlsis'e girerken kullanıyorum sadece. Çünkü ilsis Explorer'den başka tarayıcıyı desteklemiyor.

Bir Amerikalı Günde Ortalama 700 Litre Su Harcıyor

Dünya'daki su sıkıntısı şu anda hat safhada. Ancak batı toplumları hala bunun farkında değiller ki pervasızca su harcıyorlar. Gerçi ülkemizde de durumun pek iç açıcı olduğunu sanmıyorum.

Tüm Avrupa'da 12.000 bitki türü var, bizde ise 9000.

Dünya'da her yıl 16 milyon hektar orman alanı yanıyor. (82 Nijerya kadar)

Son 30 yılda Dünya orman örtüsünün beşte biri yok olmuş.

Bir Avrupalı yılda ortalama olarak 300 kg. kağıt ve kağıt ürünleri tüketiyor.

Dünya'da her yıl kağıt tüketiminin yarısı geri kazanılsa, Türkiye büyüklüğünde bir ormanlık alan yok olmaktan kurtarılmış oluyor.

Belki de şuradaki slayt ve şuradaki karikatürler durumun vehametini anlamamıza yardımcı olur.

Ayrıca;

Nasıl bilinçli su kullanılır?

Susuzluk konusunda bilmediklerimiz.

Su kaybının insan vücudu üzerine etkileri.

Tüketelim ama nereye kadar?

PortableTor İle Yasaklı Sitelere Kesin Çözüm

Ülkemizde internete uygulanan sansürü hepimiz biliyoruz.

Telekom A.Ş. mahkemelerin verdiği kararı uyguluyor.

Zararlı siteler için yapılan uygulama gayet iyi.

Ama Youtube vb. sitelere girememek bazen gerçekten can sıkıcı oluyor.

Artık ne Ultrasorf ne de Proxy siteleri bizi açmaz oldu.

Müttefikimiz (!) ABD

Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisi AFJ'nin yayınladığı gelecekteki Ortadoğu haritası.

Irak'ın işgalinden önce;


Irak'ın işgalinden sonra;

Bazen bir fotoğraf veya resim her şeyi anlatır.

Resimleri büyütmek için üzerine tıklayın.

Şu adresteki sayfanın en altında yer alan kazananlar (Winners) ve kaybedenler (Losers) listesini de (WHO WINS, WHO LOSES) dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

Sevgili Tanrım, Ne Diye Bu Kadar Çok İnsan Yarattın?

Çocuklar Tanrı'yı nasıl biliyorlar merak ettiniz mi?

Avrupa ve Amerika'da 2-9 yaş arası çocuklara Tanrı'ya ilişkin düşüncelerini sormuşlar.

Dinsel eğitimin bir parçası olarak çocuklara Tanrı'ya bir mektup yazın ve duygularınızı, isteklerinizi anlatın demişler.

Seyret, Teknolojiyi Takip Et!

Shiftdelete.net'i gezdim ve son günlerin popüler konularını bir başlık altında toplamak istedim.

Belki bazılarından haberiniz vardır ama muhtemelen birkaç tanesini yeni duyuyor olacaksınız.

İlkeleri Çiğneyemeyiz, Onlara Sadece Çarpabiliriz

Frank Koch, Denizcilik Enstitüsü’ne ait bir dergide şu hadiseyi anlatır:

Eğitim filosuna bağlı iki savaş gemisi, günlerdir kötü hava şartlarında manevra yapıyordu.

Ben en öndeki gemide görevliydim. Hava kararmıştı. Köprüde nöbet tutuyordum.

Ara sıra yoğunlaşan sis nedeniyle görüş mesafesi kısaydı.

Dolayısıyla komutan köprüde kalmış, bütün faaliyetleri denetliyordu.

Kardan Heykellere Dönüşen Türk Askerleri

Gündüz başlayan yürüyüşte çarıkları yumuşayan askerlerin çarıkları gece donmaya, bir mengene gibi ayaklarını sıkmaya başlar.

Adım atmak neredeyse imkansızdır.

Askerler olduğu yerde zıplar, atlar, kendini karların içine vurur ve ayaktan başlayan donma yavaş yavaş tüm vücuda yayılır.

Düşeni kaldırmamak için emir vardır.

Zaten kimsede de bir diğerini kaldırmak için güç kalmamıştır.

Neferler ordunun işaret taşları gibi yollara dizilirler.

Kimi çömelmiş, kimi oturmuş, kimi yuvarlanmış, kimi bir ağacın gövdesine dayanmış kardan heykellere dönüşürler.

90.000 şehit...

Tarih ne böyle bir faciayı görmüş, ne de yazmıştı...
Bu satırlar bize 1878'de Ruslara bırakılmış olan Kars, Ardahan ve Batum'u geri almak için yola çıkan Enver Paşa'nın giriştiği Sarıkamış Savaşını (ya da faciasını) en iyi şekilde anlatıyor.

Okurken içiniz ürperiyor. Gözleriniz doluyor.

Tarihten ders almak ve Sarıkamış'ı gelecek nesillere taşımak amacıyla Kars Valiliği ve www.360tr.com Multimedya Grubu ortak bir proje geliştirmiş.

Proje ile 1914'te 90 bin askerin şehit olduğu Sarıkamış Harekâtı'nın yaşandığı cephe ve şehitlik, 3 boyutlu panoramik fotoğraf teknolojisi ile internet ortamına taşınmış.

3 boyutlu fotoğraf teknolojisi ile Sarıkamış'ı gezmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu faciadan bir tek kurtulan Enver Paşa olmuş.

Facia, proje yönetmeni İmdat Demir'in ifadesi ile 'strateji yoksunu bir paşanın rejisörlüğünde vatan evlatlarının sürüldüğü bir kıyamet sahnesi' olarak dile getiriliyor.

Bu harekatla ilgili resimlere de buradan ulaşabilirsiniz.

Kanımca tarihten değil, hatalardan ders almamız gerekiyor.

En Büyük Kişisel Gelişim Kitabı

Bakın Kuran-ı Kerim'de bizi yaradan Rabbimiz bize nasıl öğütler veriyor.

Bizi bizden daha iyi bilen olmaz deriz ya.

Yanılıyoruzdur aslında.

Bizi bizden daha iyi bilen biri var.

Bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz, yüce kitabında gören gözler için apaçık bir kişisel gelişim dersi veriyor.

İsra 37: Kibirli olma, alçak gönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine öfkenin dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.

En''am 50: Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.

En''am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ''off'' bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme.

Var mı daha ötesi?...

Bir Şey En İyi Şekilde Nasıl Yapılabilir?

Ünlü orkestra şefi Artura Toscanini’nin 80. doğum gününde, oğlu Walter’e babasının en önemli işinin, en büyük başarısının ne olduğu sorulmuştu.

Walter şu cevabı verdi:

“Babam açısından böyle bir şey düşünülemez. Çünkü herhangi bir anda, ne iş yapıyorsa, o iş babamın hayatının en büyük işidir, ister bir orkestra yönetsin, isterse bir portakal soymuş olsun, yaptığı her şeye o, son derece önem verir ve özenle yapardı.”

Ne iş yaptığınız değil, ne kadar iyi yaptığınız önemlidir.

En Sevdiğiniz Şair Kim?

Sevgili İbrahim, blog adıyla Seamus cevaplamam için bir mim göndermiş.

Konu 'En sevdiğiniz şair kim?'

Şiirlerle aram iyidir.

Önce en çok beğendiğim iki şiiri paylaşayım.

İlki Necip Fazıl'ın Zindandan Mehmed'e Mektup adlı şiiri.

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin

Köpuk köpuk,duman duman erisin!


Beğendiğim diğer şiir de Mona Roza.

Bir efsaneye göre Mona Roza, Sezai Karakoç tarafından sevipte kavuşamadığı aşkı için yazılmıştır.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Buradan anlaşılan benim en beğendiğim şair(ler) birinci olarak Necip Fazıl Kısakürek, ikinci olarak da Sezai Karakoç.

Ve ayrıca en güzel şiir okuyan sanatçı da (bence) İbrahim Sadri.

Şiirleri dinlemek için;

Zindandan Mehmed'e Mektup
[Başbakanın sesiyle]

Mona Roza [M. Talha Onuk'un sesiyle]

Yağmur Sonrası [İbrahim Sadri'nin sesiyle -Kıymetini bilemeyip ayrıldığım ama hala sızısı içimde duran Z...a için]

Ben de bu mimi kime yollasam?..

Yeni takipçilerimden bi dost'a ve shekure'ye yollayayım.

Sahi, siz en çok hangi şairi ve şiiri beğeniyorsunuz?

İnsan Kendini Sıfır Kabul Etmeli

Adam, günün yorgunluğu üzerinde, perişan bir vaziyette durakta otobüs beklemektedir.

Uzun zaman sonra, beklediği güzergâhın aracı nihayet gelir ve biletini attıktan sonra arka taraflara doğru ilerler.

Bir iki adım ilerisindeki çift kişilik koltuğun boş olanına doğru yaklaşır.

Boş olan koltuğa oturacağı sırada engelleyici bir ses tonu onu durdurur;

- Buraya oturamazsın! Ben kimim biliyor musun?

- Kim olduğunuzu bilmeli miyim?

- Ben Yrd. Doç. falan kişiyim.

- Evet?

- Benim gibi kıdemli birinin yanına oturamazsın!

- Size bir soru sormak istiyorum. Siz Yrd. Doçentlik unvanınızdan sonra ne olacaksınız?

- Doçent.

- Peki sonra?

- Şayet başımıza bir şey gelmezse Profesör.

- Daha sonra?

- Belki zor ama, Ordünaryus Profesör.

- Evet... Peki bu dereceden sonra?

- Hiiç...

- Ben şimdiden 'hiç'im; lütfen şimdi müsaade edin de yanınıza oturayım....

- !!?

Şanımız, şöhretimiz, ünvanımız ne olursa olsun önce insan olmalıyız.

Bir büyüğün dediği gibi;

'İnsan kendini "sıfır" kabul etmeli; "sıfır" bile değil, Arapçadaki hâliyle "sifir" bilmeli. Çünkü "ı"larda kendini hissettiren bir sertlik var. Kendinde bir şey vehmeden kaybetmiştir...'

Şirin Komünistler

Küçüklüğümüzde hepimizin severek izlediği Şirinler adlı çizgi filmin gizliden gizliye komünizm propagandası yaptığını biliyormuydunuz? ( Ben bilmiyordum :] )

İşte Şirinler ve Komünizm arasındaki dikkat çekici benzerlikler:

1. Şirinler yıllardır Komünizm propagandası yapmakla suçlanmış, ABD'de bir dönem gösterimi yasaklanmıştır.

2. Para olmadan komünal bir yaşam sürmektedirler.

3. Şirin Baba Karl Marx'a benzetilmiştir ve kızıl şapka giyer.

4. Herkes kendi işini yapıyordur ve mutludur.

5. Herkes aynı şeyi giyiyordur.

6. Çizgi filmdeki Şirinlerin düşmanı Gargamel papaz cübbesi giyer ve dini sembolize eder, altın ve para düşkünüdür (kapitalizm) ve onları yeme (misyonerlik) gibi pek çok gizli unsur bulundurduğu iddia edilmiştir.

7. Şirinler köyünde bir tek ibadethane bile bulunmaz.

8. Şirinler köyünde para kavramı yoktur. Herkes kendine gerekli olan şeyleri bedava edinir.

9. Şirinler'in ingilizce yazılımı SMURF'tur, bunun da “socialist men under red flag” dan geldiği sanılmaktadır. (kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar)

10. Şirinler'in temsil ettiği çok farklı unsurlar vardır. Örneğin; Şirine feminizmi, Süslü eşcinselliği, Güçlü Şirin maço erkeği temsil eder.

11. Şirin çileği tarlaları sadece bir şirine ait değildir, bütün şirinler bu tarlada hak sahibidir.

Diğer iddialar:

Şirinler çizgi filminin yaratıcısı Peyo, gerçek bir komünistmiş.

Şirinleri ortaya çıkardığı zaman iki kutuplu bir dünya varmış. (Bir tarafta ABD diğer tarafta SSCB.)

Peyo, bir çizgi film yapmak, bu çizgi filmle bir mesaj vermek ve emperyalist Amerika’ya karşı bu yolla propaganda yapmak istemiş.

vs. vs. vs.

Elbette hiçbir çocuğun Şirinler'i izlediğinde aklına böyle düşünceler getireceğini sanmıyorum.

Ama bu çizgi filmi izleyerek büyüyen çocuklar farkında olmadan komünizm düşüncesine alışabilirler. (Gerçi ben yıllarca izlememe rağmen farkında bile olmadım.)

Akıllara takılan bir başka konu da TRT'nin yıllarca bu çizgi filmi yayınlayarak komünizm propagandası yapmış olma ihtimalinin olması. ( Yok yahu, daha neler :] )

Dipnot: Bu yazıdan sonra bakmakla görmek arasındaki farkı daha iyi anladım diyebilirim. Onun için bu yazıyı hem genel kültür hemde kişisel gelişim kategorisine ekleyeceğim.

Kaynaklar: [1] [2] [3] [4] [5]

Miligram Deneyi: Merhamet Mi Kazanır? Otoriteye İtaat Mi?

Otoriteye İtaat Deneyi olarak da bilinen bilim tarihinin belkide en çılgın deneyi, insanların otorite sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde hazır olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adı olarak biliniyor.

Etik olmayan ama çok şey anlatan bir deneydir.

Deney 3 kişiden oluşuyor. Öğretmen, öğrenci ve gözlemci.

‘Öğrenci’ ile ‘öğretmen’ birbirinin sesini duyabileceği ancak birbirini göremeyeceği farklı odalara konuyorlar.

Deneyin asıl amacında otoriter figürü temsil eden, özellikle sert ve disiplinli görünen deney gözlemcisi, deney boyunca öğretmenin yanında kalıyor.

Deney başlamadan önce öğretmene, öğrencinin çekeceği acıyı öngörebilmesi için 45 voltluk bir elektro şok uygulanıyor.

Deney boyunca, öğretmen öğrenciye öğrenmesi için önceden belirlenmiş sözcükler listesini bildiriyor ve bu sözcükleri öğrenip öğrenmediğini sorarak kontrol ediyor.

Her yanlış cevapta ceza olarak öğretmen, öğrenciye, bağlı olduğu makine ile her seferinde artan miktarda elektroşok uyguluyor.

Gerçekte şok uygulanmıyor fakat her şok uygulanışında bir ses kayıt cihazı çalıştırılıyor, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyor.

Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra (yaklaşık 150 volt) önceden belirlenmiş bir kişi, öğrencinin bulunduğu odadan duvarı yumruklamaya başlıyor.

Çığlık sesi ve duvarın yumruklanması kurbanın (öğrencinin) acı çektiğini göstermek amacıyla kullanılıyor.

Çığlık seslerini ve yumruklamaları duyan denek (öğretmen) herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sert gözlemci tarafından aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuluyor:

1. Lütfen devam edin.
2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.

4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

Denek (öğretmen) bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyor, tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyor.


Sonuçlar Şaşırtıcı

1. Katılımcıların (öğretmen rolündeki) %65'i her ne kadar yaptığı işkenceden huzursuzluk hissetse de en yüksek gerilim olan 450 voltu uyguluyorlar.

2. Katılımcıların birçoğu deneyin belli bir noktasında durup deneyi sorguluyorlar.

3.
Katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmiyor.

Bu testin sonuçlarına bakarak Irak, Filistin ve Afganistan'da yapılan işgencelerin aslında otorite sahibi hükümetler (veya ordu yöneticileri) tarafından yapıldığını açıkca söyleyebiliriz.

İşkence yapan askerler belki de (bir nebze olsun) vicdan sahibi askerlerdir ama otoriteye itaat deneyinde olduğu gibi işkence yapmayı bir türlü bırak(a)mıyorlar.

Eğer bu işkenceler ve yapılan zulm otorite(ler) tarafından durdurulmayacaksa vay Dünya'nın haline...

Bu noktada Erdoğan'ı ve Erdoğan gibi düşünen Dünya
liderlerini alkışlamak gerekir.

Kaçıncı Zenginsiniz?

Dünya'yı açlık ve sefalet alıp götürüyorken bizim gerçekten halimize şükretmemiz gerekiyor.

Bazı arkadaşlarım her fırsatta devletin az maaş verdiğinden yakınırken aslında Dünya'nın sayılı zenginleri arasında yer aldıklarının farkında değiller.

Şuradaki sitede yıllık gelirinizi dolar veya euro olarak girerek Dünya üzerindeki kaçıncı zengin olduğunuzu öğrenebiliyorsunuz.

Ben yıllık gelirimi girdiğimde 773.000.000. zengin olduğumu öğrendim. Ayrıca ilk %13'lük kısmın içerisinde yer alıyormuşum.

Sonuçlar ne kadar güvenilir bilmiyorum ama gözü doymayanlar inanıyorum ki birinci dahi çıksalar 'Yok yahu, benden daha zenginleri de vardır' diyeceklerdir.

Boşuna dememişler 'Ademoğlu doymaz'...

El-Biruni: Trigonometri Üstadı, Türk-İslam Alimi

Kimdir?

11. asrın en büyük İslam alimlerinden El-Biruni, Harezm'in başkenti ve Türkler'in çoğunlukta yaşadığı Kas'ta doğdu. (973 - 1051)

Esas adı Ebu Reyhan Muhammed Bin Ahmet El-Biruni'dir.

Şahsi hayatı ve ailesi hakkında çok az bilgi bulunmasına karşın yaptığı çalışmalar ve ilmi kariyeri hakkında çok fazla bilgi bulunmaktadır.

Daha 6-7 yaşlarında iken üstün zeka ve kabiliyeti ile dikkat çekmiştir.
11 yaşında iken ilk rasat çalışmalarına başlamıştır.

Dönemin ünlü matematikçisi Ebu Nasır Mansur'dan fen ilimlerini ve Öklit geometrisi ile Batlamyus astronomisini okumuştur.
17 yaşına geldiğinde, bir kadranı yarımşar derecelik açılara bölerek Güneş'in meridyen yüksekliğini ölçmeyi başarmıştır.

Öğrenmeye çok azimli olduğundan rasat çalışmaları sırasında güneşe bakmaktan gözleri neredeyse kör olma derecesinde bozulmuş, ancak çalışmalarını bırakmamıştır.

Kendisinden 7 yaş küçük olan İbn-i Sina ile fizik, astronomi ve metodoloji hususunda mektupla ve baş başa fikir alışverişinde bulunarak bilgisine yeni bilgiler katmıştır.

İlmi çalışmalarındaki gayesi neydi?

Kendinden öncekilerin çalışmalarını minnettarlıkla karşılamıştır.

Kendine gerçek olarak görüneni gelecek nesillere emanet ettiğini belirtmiştir.

Eserleri incelendiğinde çok iyi Arapça, Farsça, İbranice, Rumca, Latince ve Çince bildiği, dini ilimlere vakıf olduğu görülmektedir.

İslam'a aykırı olduğuna inandığı her fikre şiddetle karşı çıkmıştır.

Gözlem ve deneye çok önem vermiştir. Biruni’ye göre gözlem ve deneyin yanında tefekkür ve akıl yürütme, bunun da ötesinde ilahi vahyin işaretleri de bilgi kaynağıdır.

İlim dünyasına yaptığı katkılar nelerdir?

Eserleri hala Batı dünyasında kaynak olarak kullanılmaktadır.

Hayatı boyunca yaklaşık 13000 sayfadan oluşan 180 eser vermiştir.

Eserlerinden 27'si günümüze kadar gelebilmiş, ancak 8'i basılabilmiştir.

Başlıca eserleri: El-Asaru'l-Bakiye, Kitab-ı Tahdid Nihayetü'l-Emakin li Tashih-i Mesafeti'l Mesakin, El-Kanun El-Mes'udi. (Sizi fazla sıkmak istemediğim için eserlerin detaylarına girmedim)

Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın bir birim olarak kabul edilmesini teklif eden ilk matematikçidir.

Sinüs teoremini ispatlamıştır.

Sinüs ve Tanjant cetvellerini hazırlamıştır.

Sinüs-Kosinüs fonksiyonlarına Sekant-Kosekant, Tanjant-Kotanjant fonksiyonlarını da ilave etmiştir.

Dünya'nın çapını gerçeğe çok yakın olarak (sadece 15 km'lik sapmayla) bulmuştur.

İlim dünyasında Biruni

Üzerinde en çok çalışılan Türk-İslam alimidir.

1951'de birçok ilim adamının kendisi hakkındaki görüş ve değerlendirmelerini içine alan bir anma kitabı hazırlanmıştır.

Özbekistan'da hayatını anlatan bir film çalışması yapılmıştır.
1985'de Ankara'da milletler arası bir sempozyum yapılmıştır.
Netice itibariyle Biruni örnek bir alim, gönül ehli bir ilim adamı ve en büyük övünç kaynaklarımızdan birisidir.

Bize düşen onun eserlerini incelemek, irdelemek, yorumlamak, gelecek nesillere aktarabilmek ve onu tanıtabilmektir.

Dipnot: Bu yazı Sızıntı dergisinin Haziran 2008 sayısından faydalanılarak tarafımca özet şeklinde yazılmıştır.

Semitizm, Antisemitizm ve İsrail

Erdoğan'ın Davos'daki tarihi tepkisini hepimiz günlerdir izliyoruz. Bir kısmımız 'Helal olsun' derken, bir kısmımız 'Yanlış yaptı' diyoruz. Burası tartışılır. (Bana sorarsanız çok iyi yaptı...)

Erdoğan Davos'daki duruşunun ardından yaptığı basın açıklamasında semitizm karşıtı olmadığını, tepkisinin İsrailli Yahudilere değil İsrail hükümetinin yaptığı yanlış icraatlere ve oturumu yanlış yöneten moderatöre olduğunu dile getirdi.

Benim dikkatimi çeken nokta Erdoğan'ın kullandığı Semitizim kavramı oldu.

Neyki bu Semitizm?

Semitizm kelimesinin köken olarak Sami kelimesinden geldiği söylenebilir.

Sami adı Hz. Nuh'un oğlu Sam'dan gelmektedir. Sami veya Semitik tabiri günümüzde daha çok İbrani ve Arapları tanımlamakta kullanılır.

İbraniler, geçmişte, günümüz Suriye ve Mısır'ından Kuveyt'e kadar olan topraklarda yaşamış olan bedevi bir halktır.

İbranî asıllı halk olarak genellikle İsrailoğulları, Edomitler, Midianitler, Aramiler ve Yoktanitler anılır.

İbranî bedevîler çadırlarda yaşamakta ve tarım ve hayvancılık ile geçimlerini sağlamaktalardı.

Dini yazıtları ve gelenekleri Museviliğin temelini oluşturur.

İbraniler M.Ö. 1300 yıllarında Mısır'dan çıktıktan sonra Yahudi ve İsrail krallıklarını kurmuşlardır.

Buradan hareketle Semitizm'e en basit ifadeyle Yahudi sempatizanlığı denebilir.

İsrail'in Filisitin'e yaptığı son zulümden sonra Semitizim diye bir kavram kalır mı orası bilinmez ama Semitizm karşıtlarının Dünya üzerinde kullandığı bir ifade var. Bu ifade tahmin edebileceğiniz gibi AntiSemitizm! (AntiVirus gibi birşey olsa gerek :] )

AntiSemitizm

Antisemitizmin temelini din farklılıkları oluşturmuştur.

Hristiyanlığın ortaya çıkmasından sonra antisemitist hareketler Hıristiyanlık inancını Yahudi sızmasından korumak ve Hz. İsa'nın çarmıha gerilişinin intikamını almak karakterine bürünmüştür.

Bunun günümüze yansımasına örnek olarak Mel Gibson'un olay yaratan filmi İsa'nın Çilesi gösterilebilir. Filmden sonra Yahudi karşıtlığı artmış, hatta filmin gösterimden kaldırılması dahi istenmişti. Çünkü film antisemitizm'i körükleyen bir yapıya sahipti. Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi suçunu Yahudilere yüklüyordu.

Konudan uzaklaşmak istemiyorum ama şu noktaya da dikkat çekmeden geçmek istemiyorum.

Kuran'a göre ise Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Allah tarafından göğe yükseltilmiştir.

Allah’ın Resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için Yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi. [Nisa 157]

Hazret-i İsa göğe kaldırılmıştır. (Nisa 158)

Antisemitizmin en şiddetli şekillerinden biri 1933'ten sonra Hitler ve Nazi partisi tarafından ortaya atılmıştır. Yahudilere karşı alınan tedbirlerin amacı, toplama kamplarında sistemli bir şekilde yok etmekti.

II. Dünya Savaşı boyunca Almanlar tarafından 6 milyon civarında Yahudi öldürülmüştür.

Tarih tekerrür eder derler ya, aslında Abdulhamid'in dediği gibi 'Tarih değil hatalar tekerrür ediyor'.

Ve ne yazık ki bu hatayı tekerrür eden, bir zamanlar Almanlar tarafından soykırıma mağruz kalan, soykırımı, acıyı, çileyi, acizliği ve zulmü en iyi bilen milletlerden biri olan İsrail.

Kaynaklar: [1] [2] [3] [4] [5]

blogger guzel kadin erdal damacana kurumsal blog blog indir künye robot blogger tema
 
© Miray Abravcı Türkçe Günlük Sayfaları
Livetr | Hakkında | Blogger Version